Değerli hocam, bu satırları yazarken
hayli düşündüm, zira arkadaşımlarıma birkaç satır eleştiri ya da
eleştirimsi bir şey yazdığımda hayreti mucip bir alınganlık ve
hırçınlıkka karşılaştım. Bu yüzden, yazıp yazmamakta bir süre kararsız
kaldım, ama sonunda “Ekranda Te’vilin Belini Kırmak” başlıklı eleştiri yazımda kendisiyle ilgili dolaylı eleştirime orantısız bir alınganlık gösteren Prof. Dr. İsrafil Balcı’nın, “Bak, Okuyan da senin hiç tasvip etmediğin türden te’viller yaptı televizyonda; hadi şimdi ona da bir eleştiri yazsana”
şeklinde kışkırtıcı bir face paylaşmı yaptığından da haberdar edilmem
neticesinde birazcık da kışkırtılmış(!) olarak, birkaç satır yazmanın
gerekli olduğunda karar kıldım. Hocam, ister darılın, ister gücenin ama
bu satırları yazmak ve milyonlarca insanın gözü önünde Nisâ 3/34.
ayetteki vadribûhünne lafzına, “Naşize karılarınızı evden uzaklaştırın”
gibi bir mana vermenizden dolayı sizinle birkaç hususu tartışmak
durumundayım.
Evvela, “karı dövme”nin -ki karı kelimesi
kaba ve itici gibi görünse de bunun hukuki bir terim olduğunu ve nikâh
memurunun da “Sizi karı-koca ilan ediyorum” dediğini unutmamak gerekir–
müslümanlık ve adamlıkla ilişkili bir mesele olmadığını, dolayısıyla
Kur’an’ın bu ifadesinin din, iman, faziletle değil, nüzul dönemindeki
erkek egemen toplumda erkekleri gönüllemeye -ki o gün İslam ve tevhid
davasını yürütmek, düşmanla cenk etmek ancak erkeklerle mümkündü; bu
yüzden de öncelikle ve özellikle erkekleri gönüllemek gerekiyordu-
yönelik bir rüşvet-i kelam olmaklıkla ilgilidir. Bunun böyle olduğunu
anlamak için, Hz. Peygamber’in ifk hadisesi gibi çok zor ve ağır bir
tecrübe yaşamasına rağmen karısı Hz. Âişe’ye bir fiske bile vurmadığını
hatırlatmak gerekir.