"20’li yaşlara kadar okuma ile hiç aram yoktu, ama babam okumak için
çırpınıp da okuyamayan bir adamdı. Köyümüzde İslami koku/hava yok ama
babamda İslami/dini okuma isteği var. Babam hiç namazı bırakmamış biri,
yani ashâb-ı tertipten. Sürekli babam ve İHL tarafından kontrol edildim,
denetlendim. 11 yaşından beri yani İHL’ye gittiğimden beri
çevremdekiler tarafından hep “imam, imam, ölümü yıkayacaksın.”, diye
dalga geçilen biriydim. O yüzden üniversite olarak hiç İlahiyatı
düşünmedim. Ne zamanki üniversite tercihlerimi yapıp, sınava girmek için
otobüse bindim, tam o sırada otobüs kalkmadan babam yanıma gelip:
“Babalık hakkımı helal etmemi istiyorsan 1. sıraya ilahiyat
yazacaksın.”, demesi ile 1. sıraya Marmara İlahiyatı yazdım ve artık ben
de bir ilahiyat öğrencisi oldum."
"İstanbul’a geldiğimde babam beni Giresun İHL’nin de kurucusu olan ve o
sırada Marmara Üniversitesi’nin İlahiyat Fakültesi’nde hocalık yapan
Nedim URHAN hocaya emanet etti. Hocam da beni kalmam için İskenderpaşa
cemaatinin yurduna yerleştirdi. Ama futbol aşkımdan dolayı yurtta pek
barınamadım. Daha sonra AÖS yurduna yerleştim ve orada 12 kişilik bir
koğuşta kaldım. Her fakülteden farklı tipler vardı, beni aralarına
almadılar, ilahiyatçı olmamdan dolayı. Bu bende doping etkisi yaptı.
Uyuyan adamın üstüne soğuk su dökünce adam nasıl olursa ben de öyle
oldum ve bu beni biledi. Neyi temsil ediyordum da bunlar benden uzak
duruyorlardı? Böylelikle özgüven sahibi, donanımlı biri olmak için
uğraştım."
"Kırklareli’nde askerlik yaparken namaz için izin istedim, “Hocam, her
gün kılacak mısın?”, diye sordular. Tezkere almaya 18 saat kala
askerlik uzayınca kendimi mescide attım ve Hasan Basri Çantay’ın
tefsirini okudum."
"İlahiyat Fakültesi’nde okurken bir yandan futboldan vazgeçemiyorum,
3.lig takımlarından Beykoz Spor’da oynuyorum, diğer yandan da Emin SARAÇ
hocanın peşinden ayrılmıyordum. 4 sene peşine takıldım ve derslerine
devam ettim."
"1998 yılında Samsun 19 Mayıs Üniversitesi, Sosyal Bilimler
Fakültesi’nde doktoraya başvurdum. KPDS Arapça notum 87 olmasına rağmen
bunu kabul etmediler. Sebebini sorduğumda bugünden itibaren Arapça
geçerli değil dediler. Yani 28 Şubat zulmünden nasibimizi biz de aldık."
"Hayatım boyunca yaptığım her işi tutkuyla yaptım ve sadece o işe
odaklandın. Futbol oynarken de tutkuyla oynadım, şu anda tefsir
sahasındaki çalışmalarımı da tutkuyla yapıyorum. Ve sadece tefsir ile
uğraşıyorum. TC numaramı bile bilmem ama Taberani’de gördüğüm yazının
sayfasını unutmuyorum."
"Ben babamın duasıyım. Babam Tecrid-i Sarih okurken “Cuma vaktinde
öyle bir vakit vardır ki…” kısmını okuyor ve o Cuma her daim “oğlumu
okut” diye Allah (cc)’a dua ediyor. Babam 68 yaşında bir işçi emeklisi
olmasına rağmen sürekli okur ve Giresun’da yerel bir televizyon
kanalında tefsir dersleri de yapmış biridir."
"Çok önem verdiğim şeylerden biri de (annem hayatta olmadığı için)
babamı memnun ve hoşnut etmektir. Bu yüzden her fırsatını bulduğumda
2-3 günlüğüne bile olsa memleketime giderim."
"Kardeşlerim, ön yargıdan uzak durun, mutlakçı olmayın, inhisarcı
olmayın. Hakikat sadece bendedir yanlışına düşmeyin. İhtilaflarımızı
kaşımayalım, ittifaklarımızı çoğaltmaya çalışalım."