Fazlur Rahman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fazlur Rahman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Fazlurrahman ve Tarihselcilik | İslamcılık Sempozyumu / İstanbul | Mayıs 2013


Mustafa Öztürk Fazlurrahman ve Tarihselcilik Zeytinburnu Belediyesi İslamcılık Sempozyumu İstanbul 17-18-19 Mayıs 2013

Fazlur Rahman'a Vefa


Malatya İnönü Üniversitesi 05-06 Mayıs 2016 tarihlerinde Uluslararası Fazlur Rahman Sempozyumu düzenledi. 1997 yılında da İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nca “İslam ve Modernizm: Fazlur Rahman Tecrübesi” konulu bir uluslararası sempozyum düzenlenmiş ve Cumhurbaşkanı Erdoğan o dönemde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak sempozyum kitapçığındaki sunuş yazısında Fazlur Rahman’la ilgili olarak, “Kardeş Pakistan’ın yetiştirdiği büyük bilim adamı ve düşünür Fazlur Rahman, İslam dünyasında olduğu kadar Batı’da da önemsenen, düşünce ve tezleri üzerinde geniş tartışmalar açan bir şahsiyettir. Düşünce hayatıyla yakından ilgilenenler merhum Fazlur Rahman’ın Türkiye’de ne büyük bir etkiye sahip olduğunu bilirler.” şeklinde ifadeler serdetmişti. Ne var ki o günden bugüne köprünün altından çok sular akıp geçti.
Bildiğim kadarıyla Türkiye’deki üniversite camiasında ilk defa Fazlur Rahman’la ilgili bir sempozyum düzenlendi. Kuşkusuz bu çok önemli ve dikkat çekiciydi. Ancak sempozyumun İnönü Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nce değil, rektörlük, yani Rektör Prof. Dr. Cemil Çelik ve danışmanı Doç. Dr. Cafer Mum’un özel gayretleriyle gerçekleşmesi çok daha dikkat çekiciydi. Cemil Çelik Hoca tıpçı, Cafer Mum Hoca edebiyatçı... İnönü Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ndeki hocalar ise malumunuz İlahiyatçı… Ama iki gün boyunca hemen hiçbir İlahiyatçı ortalıkta yoktu; ihtimal ki daha önemli işleri vardı.    

***

Sempozyuma yurt dışındaki çeşitli üniversitelerden Prof. Dr. Ahmed Syafii Maarif, Prof. Dr. Ernest Wolf Gazo, Asst. Prof. Dr. İmtiyaz Yusuf, yurt içinden ise Fazlur Rahman’ın iki meşhur talebesi Prof. Dr. Alparslan Açıkgenç ve Dr. Bekir Demirkol ile Prof. Dr. İbrahim Özdemir ve bendeniz iştirak etti. Buna mukabil Prof. Dr. Ömer Özsoy, Prof. Dr. İlhami Güler ve Prof. Dr. Adil Çiftçi başlangıçta sempozyuma katılacaklarını bildirmelerine rağmen son demde mazeret beyanıyla vazgeçtiler. Oysa Fazlur Rahman ismini zikretmenin dahi günah sayıldığı bugünlerde Türkiye’deki bir üniversite tarafından Fazlur Rahman adına sempozyum düzenlenmiş olması çok anlamlı bir hadiseydi. Dolayısıyla hem bu sempozyumu düzenleyen hocalarımıza şükran, hem de fikirlerinden çok istifade ettiğimiz üstada vefa borcu olarak, iki el kanda da olsa programa iştirak bir zaruretti. 

***

Her neyse, bendeniz kendi adıma vefa borcumu ifa ettim; üstelik bu vesileyle Dr. Bekir Demirkol Hoca’dan Fazlur Rahman’la ilgili özel bilgiler öğrendim. Demirkol Hoca şunları söyledi: Fazlur Rahman’a göre en değerli ve önemli tefsir kitabı Taberî’nin Câmiu’l-Beyân’ıdır. Tefsiri hedefinden saptırıp şirazesinden çıkarmanın tipik örneği ise Fahreddîn er-Râzî’nin Mefâtîhu’l-Ğayb’ıdır. Fazlur Rahman pratik hayatında gelenekçi, mesela evinde yerel Pakistan kıyafeti giyen birisidir. Kanaatkâr ve sufi-meşrep bir şahsiyettir… Sigaraya düşkün birisidir; kalp krizi geçirdikten sonra zorunlu olarak sigarayı terk etmiş ve fakat arada bir, “Bekir ver bir sigara deyip yarıya kadar içmekten de vazgeçememiştir. Chicago’da Cuma namazlarını Fazlur Rahman kıldırmış, Bekir Demirkol ve Alparslan Açıkgenç hocalar da müezzinlik yapmıştır. 

***

Tavzih notu: Geçen haftaki yazımızın, “Namazda Kur’an’ın Farsça veya diğer dillerdeki tercümesi okunabilir diyen İmam Ebû Hanîfe ve Hanefî fakihler de Sünnîdir” şeklindeki kısmıyla ilgili olarak, “Ebû Hanîfe sadece Farsça’yı zikretmiş; başka dillerden söz etmemiştir”, “Bazı Hanefî âlimler İmam Ebu Hanîfe’nin bu görüşünden rücu ettiğini söylemiştir” gibi itirazlar geldi. Öncelikle, geçen haftaki yazının, “Ebû Hanife’nin namazda kıraat meselesiyle ilgili ictihadı doğru mu yanlış mı?” sorusuna veya namazda kıraat konusuna değil, Ehl-i Sünnet bünyesindeki zenginlik ve çeşitlilik olgusuna parmak bastığını belirtmek gerekir. İkinci olarak, namazda kıraat meselesinde Farsça’nın yanı sıra Almanca, İngilizce gibi diğer bütün diller için de ayrı ayrı ictihadda bulunmak gerekmediğini anlamak için ortalama zekânın kâfi geldiği de bahusus not edilmelidir. Üçüncü olarak, Ebû Hanîfe’nin söz konusu içtihadı Hanefî mezhebinin kuruluş dönemindeki temel görüşlerini içeren zâhirü’r-rivaye eserlerinde, yani İmam Muhammed’in el-Asl ve el-Camiu’s-Sağîr’inde, keza Cassâs’ın Muhtasaru İhtilâfi’l-Ulemâ’sı ve Ahkâmu’l-Kur’ân’ı, İmam el-Matüridî’nin Te’vîlat’ı (A’lâ 87/18-19. ayetlerin tefsiri) gibi temel eserlerde “rücu” kaydı olmaksızın zikredilir. Hülasa, ilmî ve entelektüel edep, bir yazının ana konusunu bütünlük içinde anlamayı, dolayısıyla belli bir ifadeyi sağa sola çekip hedef şaşırtmamayı ve malumatfuruşluk yapmamayı gerektirir. 

Prof. Dr. Mustafa Öztürk - 14 Mayıs 2016

Modern hayatta Müslüman kalmaya inanmak! | Haber 10

Prof. Dr. Mustafa Öztürk’le Fazlur Rahman üzerine söyleşi - 26 Temmuz 2015

Fazlurrahman'ın bugün ölüm yıldönümü. Düşünce dünyamızda genel anlamda bir nefret sarkacına hapsedilen ya da tam anlaşılmadan sert şimşeklere maruz kalan rahmetli ile ilgili Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Öztürk ile bir söyleşi gerçekleştirdik. Tatil zamanında bizi kırmayan Mustafa Hocamıza ilgisi için şükranlarımız sunuyoruz.

(1) Fazlur Rahman Türkiye’deki İslamcılık düşüncesinde ve İslamcılar nezdinde olumlu bir imaja sahip değil. Hatta bazı dinî grup ve cemaatler tarafından tekfir de ediliyor. Böyle olumsuz bir imaja hapsedilen Fazlur Rahman’la tanışmanız nasıl gerçekleşti? Neydi sizi ona götüren saikler?

Öncelikle Fazlur Rahman’ın Türkiye İslamcılığında olumlu bir imaja sahip olmaması beni hiç ilgilendirmiyor. Çünkü Türkiye’de İslamcılık denen düşünce ve hareket benim için artık pek bir şey ifade etmiyor. İslamcılıkla ilgili bu değerlendirmem, son günlerde “AKP İslamcılığı öldürdü” diye yazıp çizen Ali Bulaç veya “İslamcılık öldü” demekten büyük keyif aldığı anlaşılan Mümtazer Türköne gibi isimlerle aynı perspektife sahip olduğuma hamledilmemelidir.

İslamcılık vadisinde Fazlur Rahman

Sözün başında belirtmek isterim ki İslamcılık vadisinde merhum Fazlur Rahman hakkında konuşmak zor, olumlu konuşmak ise çok daha zordur. Çünkü Fazlur Rahman bugün bu topraklarda ‘zimmî’ muamelesine tabi tutulan bir figürdür; hâliyle onun ismine olumsuz sıfat eklemeden konuşmak çok kere modernistlik, tarihselcilik, hatta zındıklık gibi sıfatlarla yaftalanıp dışlanmak gibi bedeller ödemeye müncer olur. Haddizatında İslamcılık tartışmaları bağlamında Fazlur Rahman’dan konuşmak, doğru ismi yanlış adreste aramak gibi bir duruma işaret eder. Kanımca Türkiye’ye özgü İslamcılık tecrübesinde Fazlur Rahman’ın zikre değer bir yeri yoktur. Zira bugün tartışılan şekliyle İslamcılığın temel içermesi, 1950-1960’lı yılların Türkiye’sinde milliyetçi, mukaddesatçı, devletçi ve aynı zamanda Anadolucu bir fikrî kökenle irtibatı bulunan, fakat zaman içerisinde saf ve rafine bir din/İslam arayışına koyulan, 1960 darbesini müteakip Mevdudi, Seyyid Kutub gibi yazarların Türkçeye çevrilen kitaplarıyla tanışan ve farklı İslam coğrafyalarında neler olup bittiğinden haberdar olma imkânına kavuşan çevrelerin sekteryanlıkla mümeyyiz dinî düşünce tarzına karşılık gelir.